Arabuluculuk Bilgi Bankası

Arabuluculuk

Arabuluculuk Sürecinde Taraf Avukatlarının Rolü: Avukatlar Ne Kadar Müdahil Olmalı?

Türkiye’de arabuluculuk, son yıllarda uyuşmazlıkların çözümünde giderek daha fazla tercih edilen bir yöntem haline geliyor. Pek çok alanda yaşanan uyuşmazlıklarda arabuluculuğun dava şartı olarak zorunlu hale gelmesi, bu alternatif uyuşmazlık çözümünün de daha çok kişi tarafından tanınmasını sağlıyor.

Fakat arabuluculuk dostane bir uyuşmazlık çözüm yolu olsa da, günün sonunda hukukun kapsamına girmeyi sürdürüyor. Bu nedenle, “avukatların arabuluculuktaki rolü” ve bu süreçlerde ne kadar etkin rol alması gerektiği sorusu sık sık gündeme geliyor.

Bu yazıda, arabuluculuk sürecinde avukatların rolünü, müdahale sınırlarını ve taraflara sağladıkları hukuki desteğin önemini tüm yönleriyle ele alacağız.

Arabuluculuk Nedir? Kısa Bir Hatırlatma

Arabuluculuk, taraflar arasındaki uyuşmazlığın tarafsız bir üçüncü kişi olan arabulucu eşliğinde, gönüllülük esasına dayalı olarak çözülmeye çalışıldığı bir uyuşmazlık çözüm yöntemidir.

Arabuluculukta temel amaç, mahkemeye gitmeden, hızlı, ekonomik ve dostane bir çözüm bulmaktır. Mahkeme ve tahkim gibi süreçlerden farklı olarak arabulucu, taraflara çözüm dayatmaz; onların kendi çözümlerini bulmalarına yardımcı olur. Bu yönüyle arabuluculuk, klasik yargı sürecinden oldukça farklıdır.

Avukatın Arabuluculuktaki Temel Rolü

Tarafların avukatları, arabuluculuk sürecine iki temel noktada dahil olur. Birincisi, müvekillerinin çıkarlarını, elde etmek istedikleri sonuçları korumak üzerine kuruludur. İkincisi de, genel olarak hukuki bilgi gerektiren süreçlerde, örneğin kira, işçi – işveren ve ticari uyuşmazlıklarda takip edilmesi gereken yasal çerçeve ile alakalıdır.

Bu doğrultuda avukatlar, hem sürecin yasal sınırları ile ilgili tarafları bilgilendirmek, hem de müvekillerinin çıkarlarını savunmak için arabuluculuk süreçlerine dahil olur.

Fakat buradaki “çıkarları savunma” ifadesi, klasik bir mahkeme süreci ile benzerlik göstermez. Arabuluculukta avukatın amacı, davadaki gibi karşı tarafa karşı galip gelmek değil; müvekkilinin menfaatlerini adil bir anlaşma çerçevesinde en iyi şekilde koruyacak çözüme ulaşmaktır.

Bir avukatın, arabuluculuk süreçleri ile ilgili temel sorumlulukları aşağıdaki maddelerle özetlenebilir.

1. Müvekkili Bilgilendirme ve Hazırlık

Arabuluculuk süreci başlamadan önce avukatın en önemli görevi, müvekkiline sürecin nasıl işleyeceğini, haklarını, yükümlülüklerini ve olası sonuçları açıkça anlatmaktır.

Birçok kişi arabuluculuk toplantısına yanlış beklentilerle katılır; bu beklentiler, sürecin nasıl işlediğine dair yanlış kabullerden (örneğin arabulucunun karar vereceğini ya da bir yargıç gibi hüküm kuracağını düşünmek) kaynaklanabileceği gibi, süreçten gerçekçi olmayan veya hukuki dayanağı bulunmayan sonuçlar elde edileceği umuduna da dayanabilir.

Avukatların bu yanlış algıları düzeltmesi, sürecin daha sağlıklı işlemesini sağlar.

2. Hukuki Çerçeveyi Belirleme

Arabuluculukta sık tık taraflar görüşmelere duygusal yaklaşımlar veya kişisel kırgınlıklarla katılır.

Merkezdeki konulara daha objektif olarak yaklaşma şansı olan avukatlar ise, müvekillerine objektif bir perspektif kazandırabilir.

Aynı zamanda, anlaşma metni hazırlanırken de hukuki geçerlilik açısından önemli olan noktaları kontrol eder.

Örneğin; tarafların üzerinde anlaştığı hususun ileride mahkemece icra edilebilir nitelikte olması, bazı konularda özel şekil şartlarının gözetilmesi gibi hususlarda avukatın bilgi ve dikkatine ihtiyaç vardır.

3. Müzakere Sürecinde Stratejik Destek

Arabuluculuk bir “müzakere” sürecidir. Özellikle hukuki çerçevenin belirlenmesi sürecinden itibaren, avukatlar burada müvekillerine gerçekçi ve stratejik danışmanlık da sağlayabilir.

Hangi konularda taviz verilebileceği, hangi noktaların vazgeçilmez olduğu veya hangi sırayla konuların gündeme getirilmesi gerektiği gibi konularda müvekkilini yönlendirebilir.

Elbette bu noktada önemli olan, avukatın müzakereyi tamamen kendi kontrolüne almaması, müvekkilinin aktif katılımını teşvik etmesidir.

Avukatların Arabuluculuk Sürecindeki Etkisi

Bu konuyla da bağlantılı olarak, avukatların sürece dahil olmaması gereken noktalar olup olmadığı da tartışılabilir. Bu konuda her avukatın kendi yaklaşımı olacağı gibi, avukat – müvekkil ilişkilerinin de farklı olabileceği unutulmamalıdır.

Örneğin, arabuluculuk süreçlerinde aktif rol almaya alışık bir avukat, kendisine tamamen güvenen bir müvekkili ile bu süreçleri baştan sona tek başına yönetebilir. Bu nedenle bu konuda kesin genellemeler yapmak çok doğru değildir.

Ancak çoğu senaryoda, hukuki çerçeveyi avukatların belirlediği ve arabuluculuk sürecine aktif katılımı tarafların kendilerinin yönettiği bir durum en ideal yapı olacaktır.

Yalnızca bilinçlendirme adına, avukatların sürece gereğinden fazla ve gereğinden az katılım göstermesinin sebep olabileceği durumlar şu şekilde özetlenebilir.

Avukatın müzakerelere fazla dahil olması, arabuluculuğun hedeflediği temel unsurlardan uzaklaşmasına sebep olabilir. Eğer bir avukat, süreçleri tamamen kendisi yönetirse, taraflar arasında doğrudan iletişim kurulamamış olur. Özellikle karşı tarafın da hukuki açıdan kendisini garantiye almak için benzer bir stratejiye başvuracağı düşünülürse, arabuluculuk süreci avukatların birer ‘temsilci’, arabulucunun ise bir ‘hakem’ rolü üstlediği ufak çaplı bir duruşma sürecine dönüşebilir. Bu durum, hem anlaşma şansını düşürecek, hem de arabuluculuğun temel avantajları arasında yer alan hız ve esnekliği ortadan kaldıracaktır.

Öte yandan, avukatların süreç içinde çok pasif kalması da tercih edilecek bir durum değildir. Özellikle uyuşmazlığın hukuki boyutları tam olarak değerlendirilmeden alınacak kararlar, hem taraflar açısından ileride daha fazla problem yaratma, hem de uygulanamayacak kararlarla zaman kaybetme riskini taşır. Bu durumu taraflardan sadece birinin avukatı ile yaşaması, varılan anlaşmada ciddi hak kayıplarına yol açabilir.

Avukatların süreçlerde hukuki çerçeveyi belirlediği, süreçlere aktif katılımın ise tarafların da varlığı ile gerçekleştiği durumlar, arabuluculuğun doğasına en uygun senaryolardır.

Arabuluculukta Avukatın Etik Sınırları

Her avukatın arabuluculuk sürecinde dikkat etmesi gereken bazı etik sınırlar vardır.

Bunlar, arabuluculuğun genel prensipleri ile de doğrudan bağlantılıdır.

Avukat Olmadan Arabuluculuk Mümkün mü?

Tüm bu bilgiler ışığında, cevaplanması gereken önemli bir konu da arabuluculuk ile ilgili en çok sorulan sorulardan bir tanesine de cevap verebiliriz: Avukat olmadan arabuluculuğa katılım göstermek ve süreci tamamen bağımsız olarak yönetmek mümkün müdür?

Teknik olarak, arabuluculuk süreçlerine avukat ile katılmak gibi bir zorunluluk bulunmamaktadır. Taraflar arasında bir iletişim zemini olan, hukuki açıdan karmaşık olmayan veya hukuki boyutu arka planda kalan uyuşmazlık süreçleri avukatlar olmadan da yönetilebilir.

Ancak bu, her zaman tavsiye edilen bir yol değildir.

Avukatlar, duygusal olarak yıpranmış durumda olabilecek kişilerin bu süreçte haklarını objektif ve yeterli şekilde savunmasına destek olmanın ötesinde, özellikle anlaşma metninin hazırlanması ve sürecin hukuki boyutlarının detaylandırılması açısından kritik rol oynar.

Avukatsız yapılan anlaşmalarda sonradan icra edilebilirlik veya geçerlilik sorunları çıkması mümkündür.

Sonuç

Arabuluculuk süreci, taraflara uyuşmazlıklarını mahkeme dışı, daha hızlı ve esnek bir şekilde çözme imkanı sunar. Bu sürecin sağlıklı işlemesi, büyük ölçüde tarafların ve onları destekleyen avukatların doğru konumlanmasına bağlıdır.

Avukatlar, arabuluculukta hukuki çerçevenin doğru şekilde belirlenmesi, tarafların hak ve yükümlülüklerinin netleştirilmesi ve anlaşma metninin hukuken geçerli ve uygulanabilir olmasının sağlanması gibi pek çok önemli rol üstlenir. Ancak bütün sürecin iki avukat arasında bir çekişmeye dönüşmesi de, arabuluculuğun avantajlarını ortadan kaldırabilecek bir durumdur.

Doğru yönetilen bir arabuluculuk sürecinde avukat, sürecin merkezinde olmamalı; sürecin sağlam temeller üzerinde ilerlemesini sağlayan bir destek olarak değerlendirilmelidir.