
Hukuk alanında giderek daha fazla önem kazanan arabuluculuk, geleneksel yargı süreçlerine göre hem daha hızlı, hem daha dostane, hem de daha düşük masraflı çözümlere ulaşma imkanı yaratır. Fakat bu bariz avantajların yanı sıra arabuluculuğun geleneksel yargı süreçlerinden, hatta diğer alternatif uyuşmazlık çözümlerinden ayrıldığı kritik bir nokta daha bulunur: Süreç genelinde tarafların psikolojisine verilen önem.
Taraflar arasındaki süreçlerin daha barışçıl şekilde yürütülmesini sağlayan arabuluculuk, bu özelliği bakımından mahkeme süreçlerine göre daha az gergin ve daha az stresli ilerler. Bu da kişilerin psikolojik sağlığı açısından arabuluculuğun daha elverişli bir yöntem olması anlamına gelir.
Elbette bu avantajın elde edilebilmesi için, sürecin doğru yönetilmesi ve tarafların psikolojilerinin göz önünde bulundurulması büyük önem taşımaktadır.
Arabuluculukta Psikoloji Neden Önemlidir?
Arabuluculuk, birbiriyle uyuşmazlık içindeki iki tarafın iletişim kurarak kendi inisiyatifleriyle ortak çözümlere ulaşmaya çalıştığı bir yöntem olarak tanımlanabilir. Yöntem tarafların iletişimi ile yürütüldüğü ve bir çözüme ulaşma kararı da tamamen tarafların gönüllülüğüne dayandığı için, iki tarafın psikolojik olarak sağlıklı bir zeminde buluşması çok önemli hale gelir.
Tarafların yaşayacağı duygusal gerginlik ve stresler, süreci doğrudan etkiler. Örneğin geleneksel bir mahkemede taraflardan birinin öfkeli olmasının sürecin kendisi üzerinde doğrudan bir etkisi yoktur: Duruşmalar taraf ve avukatların ifadeleri ile ilerler, kanıtlar usüle uygun şekilde mahkeme ile paylaşılır, bütün bunlar ışığında sonucu hakimin kararı belirler.
Oysa arabuluculukta, bu ve benzeri duygular sürecin ilerleyişi ve sonucu açısından büyük önem taşır. Taraflardan birinin diğerine karşı büyük bir öfke duyması, süreçte sağlıklı bir iletişim yaratmayı zor hale getirebilir. Korku veya mahcubiyet gibi duyguların ciddi yoğunlukta hissedilmesi, kişilerin kendisini serbestçe ifade etmesini zorlaştırabilir. Arabulucuya veya karşı tarafa karşı duyulan derin bir güvensizlik, sürecin ilerlemesini engelleyebilir.
Bu nedenle arabuluculukta başarının temel şartlarından bir tanesi, bu duyguları bastırmadan — ancak yönlendirere — tarafların yeniden iletişim kurabilmesini sağlamaktır. Bu şart yerine getirildiğinde iletişim zemini hazır hale gelir ve çözüm şekillenmeye başlar.
Arabulucuların Sahip Olması Gereken Nitelikler
Bu noktada, arabuluculuk süreci deyim yerindeyse “hukuk” ile “psikoloji” arasında bir kesişim haline gelir. Arabulucunun merkezdeki konu üzerinde teknik veya hukuki bilgi sahibi olması tek başına yeterli olmayabilir: Bu mesleği yapan kişilerin iletişim ve empati kurma, güvenli bir ortam oluşturma gibi konularda da yetkin olması gerekir.
Bu nedenle, psikolojiye ve iletişim becerlerine dayanan eğitim ve formasyonlar, arabuluculuk eğitimlerinin vazgeçilmez parçaları olarak sunulmaktadır. Tüm arabulucular, bir psikolog kadar olmasa da, psikoloji konusunda temel bilgi sahibi olmalı, özellikle de çatışma süreçlerinde iletişimi yönlendirebilecek bir psikolojik altyapıya sahip olmalıdır.
Bunun yanı sıra, arabulucuların bu süreçler için vazgeçilmez olan gönüllülük, gizlilik ve tarafsızlık gibi esaslara da sadık kalması, bu konularda taraflara güven vermesi gerekir. Taraflar, süreç içinde kendilerini güvensiz hissediyor veya kararın kendi kontrolleri dışında şekillenmekte olduğuna inanıyorsa, bunu hızlı bir şekilde arabulucu ile paylaşabilmeli ve bu endişeleri ciddiye alınarak bu konuda adımlar atılabilmelidir.
Arabulucuların Süreç Esnasında Dikkat Etmesi Gereken Noktalar
Bu ortamı sağlamak için, görüşmeler sırasında arabulucuların kullanabileceği bazı yöntemler ve dikkat etmesi gereken bazı temel unsurlar bulunur. Bunları, aşağıdaki başlıklar altında özetleyebiliriz.
Empati ve Aktif Dinleme
Dinlemek, doğası gereği pasif bir eylemdir. Arabulucunun süreç sırasında taraflar kendi ifadelerini paylaşırken bunları “aktif” şekilde dinlemesi, söylenilenlere dikkat etmesi, notlar alması ve önemli detayları kaçırmaması gerekir. Dinlenmediğini veya söylediklerinin tamamen unutulduğunu hissetmek, tarafların psikolojisini olumsuz yönde etkileyecektir.
Bununla bağlantılı olarak, arabulucuların taraflarla objektif yaklaşımdan ödün vermeden empati kurması gerekir. Kendi hikayelerinin ve ifadelerinin “anlaşılmadığını” hisseden bir taraf, anlaşma yapmaya daha az gönüllü olacaktır.
Tarafların Algı ve Yargılarının Yönetilmesi
“Haklı olduğunu hissetmek”, insan doğasının en temel boyutlarından bir tanesidir. İki tarafın bir uyuşmazlık içinde olması ve bir arabuluculuk süreci içinde olması, çok basit anlamıyla, her iki tarafın da kendisini haklı olarak gördüğü anlamına gelir. Fakat bu yargılar ve kendi haklılığından emin olma duygusu, süreç içinde sorun yaratan bir etken olabilir.
Arabulucuların bu tarz “taraflı yaklaşımlara” karşı dikkatli olması, bunları tespit edebilmesi ve tespit ettiğinde taraflarla paylaşması önem taşır
Eşitlik İlkesi
Arabuluculuk sürecinde karara ulaşma tamamen ortak fikre bağlıdır. Her iki taraf da anlaşmaya razı olmadığı sürece arabuluculuk bir anlaşma ile sonuçlanamaz. Bu nedenle, arabulucuların tarafları eşit bir şekilde değerlendirmesi; iki taraf arasındaki güç dengesinin bozulmasını engellemesi gerekir.
Eğer iki taraftan biri süreç boyunca çok daha baskın bir şekilde hareket ediyor ve güç dengesini kendi lehine çevirmeye çalışıyorsa, arabulucuların devreye girerek her iki tarafın da süreç içinde eşit derecede önemli ve yetkili olduğunu hissetmesi gerekir.
İletişim Becerileri
Yukarıda bahsedilen maddelerin tamamı ve özellikle bunların çözümü, doğrudan arabulucunun iletişim becerileri ile alakalıdır. Tarafların, arabulucu kendileriyle doğru iletişim kurmadığında, bilgi ve adımları kendileri ile doğru şekilde paylaşmadığında sağlıklı bir psikoloji ile hareket etmesi beklenilemez.
Somut örnekler üzerinden gitmek adına, iletişimin önemi yukarıdaki spesifik konulardan biri ile daha net şekilde açıklanabilir. Arabulucu, taraflardan birinin konuya tek taraflı ve önyargılı şekilde başladığını hissettiğinde, bunu “Ahmet Bey, siz bu konuya çok tek taraflı olarak yaklaşıyorsunuz.” gibi bir cümle ile ifade etmemelidir. Bu, haklı bir tespit olsa bile, sadece süreci daha yüzleşme odaklı bir doğaya ulaştıracak ve Ahmet Bey’i psikolojik olarak bir anlaşmadan uzaklaştıracaktır.
Oysa bunun yerine, “Ahmet Bey, kendi bakış açınızı anlattığınız için teşekkür ederiz. Şimdi adil olmak adına bir de aynı konuyu Ali Bey’den dinleyelim” gibi bir cümle kurmak, hem sürece aktif katılımı teşvik eden, hem eşitlik ilkesini net olarak hissettiren, hem de Ali Bey’in ifadeleri sonucunda, Ahmet Bey’in kendi yaklaşımındaki eksiklikleri doğrudan karşı tarafın ifadesi ile görmesini mümkün kılan bir yaklaşım olacaktır.
Çatışma Çözüm Yöntemleri
Yukarıda bahsedilen “iletişim becerileri”, daha soyut becerileri ifade eder. Ancak arabuluculuk, süreci yöneten kişinin sadece bireysel olarak iyi iletişim kurmasına veya konuşurken doğru kelimeleri seçmesine dayanmaz.
Sürecin psikolojik boyutuna önemli bir örnek olarak, iletişim psikolojisi ve çift terapisi gibi alanlarda da kullanılan “çatışma çözüm yöntemleri” (ing. conflict resolution) arabuluculukta da yoğun olarak kullanılmaktadır. Yine arabuluculuk formasyonunun önemli bir boyutunu oluşturan çatışma çözüm yöntemleri, arabulucuların süreçlere isabetli ve metodolojik bir şekilde yaklaşmasını mümkün kılar.
Detaylandırılması ayrı bir makale gerektirecek bu yöntemler içinde yeniden çerçeveleme, gerçeklik testi, vb. gibi üzerinde yoğun miktarda literatür yazılmış ve örnek vaka çalışması yapılmış yöntemler bulunur.
Bu yöntemleri doğru zamanda ve doğru şekilde kullanmak, süreçler boyunca tarafların psikolojilerini daha sağlıklı tutma ve sonuç olarak bir anlaşmaya ulaşma açısından kritik olabilir.
Sonuç
Sonuç olarak arabuluculuk, yalnızca hukuki bir konu değil, aynı zamanda psikolojik etkenlerin ciddi anlamda rol oynadığı bir yöntemdir. Tarafsızlık rolünü hiçbir zaman kaybetmemesi gereken arabulucunun süreçteki asıl rolü, bu etkenlerin tamamını dikkate alarak iletişim zemini hazırlamak ve tarafların birbirleriyle ortak şekilde bir çözüme ulaşmasını sağlamaktır.
Bu anlamda, arabuluculuk hukuk, psikoloji ve iletişim gibi farklı alanların bir kesişimi haline gelir. Bu süreçlere katılır veya bu süreçleri yönetirken, kişilerin bu durumları bilincinde olması büyük önem taşır.