
Arabuluculuk uygulamasında en sık karşılaşılan sorulardan biri, arabulucuya başvurulması hâlinde tarafların dava açma hakkını kaybedip kaybetmeyeceğidir. Özellikle uyuşmazlık yaşayan kişiler, arabuluculuk sürecine girmenin mahkemeye başvurma yolunu kapatacağı veya bu süreçte “haklarından feragat etmiş sayılacakları” yönünde tereddüt yaşayabilmektedir. Hatta bazı kişiler, arabuluculuk görüşmelerine katılmanın bile karşı taraf lehine bir kabul anlamına geleceğini düşünerek bu sürece mesafeli yaklaşmaktadır. Ancak bu endişeler hukuken doğru değildir.
Arabuluculuğa başvurmak, kişinin dava açma hakkından vazgeçtiği anlamına gelmez. Arabuluculuk, mahkemeye erişim hakkını ortadan kaldıran bir mekanizma olmadığı gibi, tarafları mutlaka uzlaşmaya zorlayan bir süreç de değildir. Aksine, arabuluculuk süreci; tarafların uyuşmazlıklarını mahkemeye taşımadan önce, karşılıklı müzakere ve uzlaşma yoluyla çözebilmesine imkân tanıyan alternatif bir uyuşmazlık çözüm yöntemidir.
Arabuluculuğa Başvurmak, Dava Açma Hakkını Ortadan Kaldırır Mı?
Arabuluculuk sisteminin temel amacı, taraflara mahkeme sürecinin uzunluğu, yargılama giderleri ve zaman kaybı ortaya çıkmadan önce, uyuşmazlığın daha hızlı ve daha pratik şekilde çözülebilmesi için bir fırsat sunmaktır. Özellikle ticari ilişkilerde, işçi-işveren uyuşmazlıklarında veya kira ilişkilerinde tarafların birbirleriyle iletişim kurarak çözüm araması, çoğu zaman daha sağlıklı sonuçlar doğurabilmektedir.
Ancak burada altı çizilmesi gereken en önemli husus şudur: Arabuluculuk süreci, tarafların Anayasa ve ilgili mevzuat kapsamında sahip olduğu mahkemeye erişim hakkını ortadan kaldırmaz. Taraflar arabuluculuk sürecine katılmış olsalar dahi, uyuşmazlık çözüme ulaşmazsa dava açma hakları aynen devam eder.
Bu nedenle arabulucuya başvurmak, dava açma hakkını sona erdiren veya kişiyi yargı yolundan mahrum bırakan bir tercih değildir. Arabuluculuk yalnızca bir “ön çözüm” veya “alternatif çözüm” aşamasıdır.
Arabuluculukta Serbest İrade İlkesi ve Zorunlu Arabuluculuk Gerçeği
Arabuluculuk sürecinde temel prensiplerden biri, tarafların sürece ilişkin iradelerinin korunmasıdır. Hiçbir arabuluculuk sürecinde, taraflar anlaşmaya varmak yönünde bir zorlama ile karşı karşıya kalmaz. Mahkeme ve tahkim süreçlerinin aksine, arabulucu hiçbir zaman taraflar adına bir karar vermez; yalnızca tarafların ortak bir anlaşma sağlayabilmesi için iletişim zeminini oluşturmak ile yetinir.
Bu noktada dikkate alınması gereken önemli bir konu, Türkiye’de bazı dava türlerinde arabuluculuğun zorunlu bir ön süreç olarak uygulanıyor olduğu gerçeğidir. Kira, işçi – işveren, ticari uyuşmazlık ve benzeri bazı alanlarda, tarafların birbirine dava açmadan önce arabuluculuğu deneme zorunluluğu bulunmaktadır. Dava Şartı Arabuluculuk olarak adlandırılan bu süreç, tarafların arabuluculuğa başvurmasını zorunlu kılsa da, bir anlaşmaya varmasını zorunlu kılmamaktadır. Yani arabuluculuğa başvuru mecburi olsa bile, tarafların anlaşmaya zorlanması hukuken mümkün değildir. Süreç sonunda anlaşma sağlanamazsa, taraflar son tutanağı alarak mahkemeye başvurabilir.
Dolayısıyla zorunlu arabuluculuk, mahkemeye erişimi engelleyen bir sistem değil; dava açmadan önce çözüm ihtimalinin değerlendirilmesini sağlayan bir ön aşamadır.
Arabuluculuk Sürecinde Taraflar Hangi Konularda Serbesttir?
Arabuluculuk süreci, tarafların karşılıklı iradelerine dayanan ve uzlaşma ihtimalinin değerlendirilmesine imkân tanıyan bir yöntemdir. Bu nedenle süreç boyunca taraflar, kendi menfaatleri ve tercihleri doğrultusunda hareket edebilir ve sürecin ilerleyişine ilişkin kararlarını kendileri verebilir.
Taraflar, arabuluculuğa başvurup başvurmama konusunda serbesttir. Ancak bazı uyuşmazlık türlerinde, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulması dava şartı olarak düzenlenmiş olabilir. Bunun yanında taraflar, arabuluculuk görüşmelerine katılma, görüşmelere devam etme, sürecin uzatılmasını kabul etme veya süreci sona erdirme konularında da kendi iradeleri doğrultusunda karar verebilir. Sürecin sonunda anlaşmaya varılıp varılmaması tamamen tarafların mutabakatına bağlıdır.
Bu kapsamda kişi, arabuluculuk sürecini başlatmış olsa dahi, süreç sonunda anlaşma sağlanmaması hâlinde yargı yoluna başvurma hakkını kullanabilir. Arabuluculuk görüşmelerine katılmış olmak veya görüşmelerin bir süre devam etmiş olması, tek başına dava açma hakkını ortadan kaldıran bir durum oluşturmaz.
Arabuluculuk Görüşmelerinde Söylenenler Dava Hakkını Etkiler mi?
Tarafların en sık tereddüt yaşadığı konulardan biri, arabuluculuk görüşmeleri sırasında dile getirilen beyanların ilerleyen aşamada dava sürecinde karşılarına çıkıp çıkmayacağıdır. Özellikle taraflar, görüşmeler sırasında yapılan açıklamaların “kabul” niteliği taşıyıp taşımadığı veya dile getirilen tekliflerin daha sonra bağlayıcı kabul edilip edilmeyeceği konusunda endişe duyabilmektedir. Bu kapsamda “Bir konuda açıklama yaptım, bu durum dava hakkımı etkiler mi?” ya da “Görüşmede sunduğum teklif ileride aleyhime kullanılabilir mi?” gibi sorular sıklıkla gündeme gelmektedir.
Arabuluculuk sürecinde yapılan görüşmeler sırasında ileri sürülen beyanlar, teklifler, öneriler veya pazarlık niteliğindeki açıklamalar, tek başına taraflar açısından bağlayıcı bir sonuç doğurmaz. Tarafların hukuken bağlayıcı bir yükümlülük altına girmesi, ancak arabuluculuk süreci sonunda anlaşmaya varılması ve bu anlaşmanın yazılı şekilde düzenlenerek taraflarca imzalanması hâlinde söz konusu olur.
Bu nedenle arabuluculuk görüşmelerine katılmış olmak, görüşmelere bir süre devam etmek veya belirli hususları müzakere etmek, tek başına dava hakkından feragat edildiği anlamına gelmez. Taraflar bu süreçte yalnızca uyuşmazlığın uzlaşma yoluyla çözümlenip çözümlenemeyeceğini değerlendirmiş olur.
Tarafları Bağlayan Unsur: Anlaşma Belgesi
Arabuluculuk sürecinde taraflar açısından hukuki sonuç doğuran en önemli unsur, sürecin sonunda bir anlaşma belgesinin düzenlenip düzenlenmediğidir. Arabuluculuk görüşmeleri sırasında yapılan müzakereler tek başına bağlayıcı bir sonuç doğurmazken, tarafların anlaşmaya varması hâlinde bu anlaşmanın yazılı şekilde düzenlenmesi ve taraflarca imzalanması, süreci hukuken sonuçlandıran temel adımdır.
Taraflar arasında imzalanan arabuluculuk anlaşma belgesi, içeriği ve kapsamı doğrultusunda taraflar bakımından bağlayıcılık kazanır ve uyuşmazlığın anlaşmada yer alan kısmı bakımından hukuki sonuç doğurur. Bu nedenle, anlaşma belgesinin imzalanması hâlinde, tarafların aynı uyuşmazlık konusunda yeniden dava yoluna başvurması çoğu durumda gündeme gelmez.
Buna karşılık taraflar arasında anlaşma sağlanamaması veya anlaşma belgesinin imzalanmaması hâlinde, arabuluculuk süreci “anlaşamama tutanağı” düzenlenerek sona erer. Bu durumda tarafların yargı yoluna başvurma hakkı aynen devam eder. Özellikle dava şartı arabuluculuk kapsamına giren uyuşmazlıklarda, düzenlenen anlaşamama tutanağı, dava açılabilmesi için usulen gerekli belgelerden biri niteliğindedir.
Sonuç: Arabuluculuk ve Dava Süreçleri
Sonuç olarak arabuluculuğa başvurmak, dava açma hakkından vazgeçmek anlamına gelmez. Arabuluculuk; uyuşmazlığın daha hızlı, daha ekonomik ve daha uzlaşmacı şekilde çözülebilmesi amacıyla taraflara tanınmış bir çözüm yoludur. Taraflar arabuluculuk sürecine katılsalar dahi, anlaşma sağlanmadığı sürece mahkemeye başvurma hakları ortadan kalkmaz.
Türkiye’de bazı uyuşmazlık türlerinde arabulucuya başvuru dava şartı hâline getirilmiş olsa da, bu zorunluluk yalnızca sürecin başlatılmasıyla ilgilidir; tarafların anlaşmaya mecbur bırakılması söz konusu değildir. Taraflar süreci istedikleri aşamada sona erdirebilir ve anlaşma sağlanamaması hâlinde dava açabilir.
Bu nedenle arabuluculuk, dava açmayı engelleyen bir sistem değil; dava yoluna başvurmadan önce çözüm ihtimalini değerlendirmeye yarayan, taraflara esneklik sağlayan hukuki bir imkândır.