Arabuluculuk Bilgi Bankası

Arabuluculuk

İşçi – İşveren Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk: Dicle Üniversitesi’nin Çalışmaları İle Örnek Çözümler

Tüm dünya genelinde geleneksel mahkeme süreçlerine göre hızlı, ekonomik ve barışçıl çözümler sunan alternatif uyuşmazlık çözümleri giderek önem kazanmaktadır. Arabuluculuk da, sunduğu esneklik ve dostane çözüm imkanıyla bu çözümler arasında ön plana çıkmaktadır.

Arabuluculuk, bir yandan taraflar arasında ideal çözüm senaryoları yaratırken, diğer taraftan mahkemeler üzerindeki yükü de azaltmakta ve bu sayede yargı süreçlerinin de daha verimli çalışmasını sağlamaktadır.

Bu doğrultuda, doğası gereği mahkemeler dışında çözülebilecek pek çok uyuşmazlık, “dava şartı arabuluculuk” sistemine dahil edilmiştir. Söz konusu alanlarda, tarafların birbirlerine dava açmadan önce arabuluculuk yöntemini denemesi yasal bir zorunluluk olarak belirlenmiştir.

Arabuluculuğun bir dava şartı olarak konumlandırıldığı en temel alanlardan bir tanesi, işveren ve işçiler arasında yaşanan uyuşmazlıklardır. Özellikle haksız işten çıkartılma, tazminat, işe iade ve alacak gibi konularda yaşanan uyuşmazlıklar, arabuluculuk yöntemiyle çok daha verimli şekilde çözülebilmektedir.

Arabuluculuk İşçi – İşveren Uyuşmazlıkları İçin Neden İdeal?

Çalışanlar ile işverenler arasındaki uyuşmazlıkların doğası, çoğu zaman bir mahkeme sürecini gerektirmeyecek boyuttadır. Şiddet, kişilik haklarına saldırı veya ciddi finansal suçların bulunmadığı durumlarda, tarafların sorunlarını mahkemeler yerine kendi aralarında anlaşarak çözebilmesi mümkün olmaktadır.

Aynı zamanda, arabuluculuğun hızlı çözümlere imkan tanıyan doğası da bu tarz uyuşmazlıklar için tercih sebebidir. Uzayan ve kendi içlerinde masraflı hale gelebilen dava süreçleri, alacaklı bir işçinin mahkeme tarafından haklı bulunduğu senaryolarda bile elde edilen maddi kazanımları düşürebilmektedir.

Arabuluculuk ise, birkaç hafta içinde çözüme ulaşma potansiyeli ile özellikle acil maddi ihtiyacın bulunduğu senaryolarda çok daha verimli bir yöntem hale gelmektedir.

Arabuluculukta Kazan-Kazan Prensibi

İşçi ve işveren uyuşmazlıklarında arabuluculuğun en büyük gücü, “kazan-kazan” ilkesine dayanmasıdır. Klasik bir dava sürecinde genellikle bir taraf kazanırken diğer taraf kaybeder; üstelik süreç sonunda kazanan taraf bile yıpranmış ilişkiler ve geçen zaman nedeniyle tam anlamıyla ideal bir sonuç elde edemeyebilir. Arabuluculukta ise, sürecin finalinden bağımsız olarak her iki tarafın da kazanımları olmaktadır.

İşçiler, yıllarca sürecek belirsiz bir dava sürecini beklemek yerine, alacağına (kıdem tazminatı, fazla mesai ücreti vb.) makul bir süre içinde kavuşabilmekte; enflasyonist ortamlarda paranın zaman değerini koruyabilmektedir.

İşverenler ise yargılama giderleri, vekalet ücretleri ve dava süresince işleyen faiz yükünden kurtulabilmektedir. Ayrıca, şirket içinde yaşanacak potansiyel bir huzursuzluğun ve arabuluculuğun gizlilik ilkesi sayesinde prestij kaybının önüne geçilebilmektedir.

Somut Bir Başarı Analizi: Diyarbakır ve Dicle Üniversitesi Örneği

Teorideki bu avantajların pratikte nasıl hayat bulduğuna ve kamu yararına nasıl dönüştüğüne dair en çarpıcı örneklerden biri yakın zamanda Diyarbakır’da gerçekleşmiştir. Dicle Üniversitesi bünyesinde kurulan Arabuluculuk Komisyonu’nun çalışmaları, sistemin doğru işletildiğinde ne kadar verimli olabileceğini kanıtlar niteliktedir.

Dicle Üniversitesi Genel Sekreter Yardımcısı ve Arabuluculuk Komisyonu Başkanı Hacı Yılmaz’ın paylaştığı veriler, arabuluculuğun sadece özel sektör için değil, kamu kurumları için de hayati bir önem taşıdığını göstermektedir.

Komisyon, kurulduğu 2018 yılından bu yana iş ve idare mahkemelerine giden 3.000 uyuşmazlık dosyasını ele almıştır. Bu dosyaların %80’i anlaşma ile sonuçlanmış, yani yargının üzerinden çok ciddi bir yük alınmıştır. Özellikle son 3 aylık periyotta, “fazla çalışma ücreti” talepli 1.800 dosyanın tamamında anlaşma sağlanması, sistemin verimliliğini gözler önüne sermektedir.

Komisyonun çalışmaları, zamanlama açısından verimliliği de ortaya koymuştur. Türkiye’de bir iş davasının Yargıtay süreçleri de dahil olmak üzere kesinleşmesi ortalama 3 ila 5 yıl sürebilmektedir. Oysa Dicle Üniversitesi örneğinde görüldüğü üzere, arabuluculuk süreciyle bu süre ortalama 3 haftaya, daha karmaşık durumlarda ise 1 aya inmektedir.

Belki de en çarpıcı nokta “maliyet” boyutudur. Hacı Yılmaz’ın vurguladığı matematiksel gerçek, arabuluculuğun ekonomik boyutunu net bir şekilde özetlemektedir:

10 bin lira alacağı olan bir işçinin eğer hakkıysa ve zamanında ödemiyorsanız, bunun 3-5 sene içerisinde kuruma maliyeti 150-200 bini bulabilir.

Sonuç

İş hukukunda zorunlu arabuluculuk, sadece mahkemelerin iş yükünü azaltmak için getirilmiş teknik bir düzenleme değildir; aynı zamanda toplumsal barışa hizmet eden, işçinin emeğinin karşılığını hızla almasını sağlayan ve işvereni (veya kamu kurumunu) katlanan maliyetlerden koruyan modern bir alternatif uyuşmazlık yöntemidir.

Diyarbakır örneğinde görüldüğü gibi, tarafların “anlaşma iradesi” ile masaya oturduğu durumlarda, yıllar süren uyuşmazlıkar haftalar içinde çözülebilmekte, yargı sistemi rahatlamakta ve en önemlisi taraflar aradıkları ortak çözüme hızlı bir şekilde ulaşabilmektedir.